Evlerimizde neler neler kullanırdık ?
Reklam
  • Reklam
SAVAŞ SÖNMEZ

SAVAŞ SÖNMEZ

Geçmişe Özlem

Evlerimizde neler neler kullanırdık ?

03 Mayıs 2017 - 13:38

Bir önceki “Öğrenciliğimizde neler neler kullanırdık ?” başlıklı yazımda, yarım yüzyılın gerisinde kalan öğrencilik yaşamımızda kullandığımız nesnelere ve yaptıklarımıza, anımsayabildiğim kadarıyla değinmiştim. Bu kez aynı konuyu evlerimize taşıyarak tamamlıyorum.

Mutfaklarımızda kullandığımız “tencere-sahan-ibrik-çaydanlık-tas-güğüm”lerimiz bakırdandı. Bakır gereçlerimiz zamanla yerlerini alüminyumlara, onlar da melaminlere ve plastiklere bıraktılar. Biz çocukların okullarımıza, ebeveynlerimizin işyerlerine götürdükleri yemekler, ısıtma kolaylığı açısından bakır sefertaslarında taşınırdı. Yeme içmede kullanılan her türlü bakır nesne, hemen her yıl yeniden kalaylanırdı. Kimi şanslı evler havagazı ocakları, geri kalanlar ise ispirto ve elektrik ocakları kullanırlardı. İsveç malı “Optimus” marka gazocakları ile tamamlayıcıları olan gazocağı iğneleri tam o yıllarda boy gösterdiler. Henüz yaygınlaşmayan ve “Miele-Prestige-Westinghouse-Frigidaire” gibi markaları olan buzdolapları ile çamaşır ve bulaşık makineleri ya Türkiye’deki görevini bitirip yurduna dönen ABD’li asker kişilerden ve onların PX mağazalarından edinilir, ya da yurtdışı görevinden geri dönen vatandaşlarımıza tanınan bir hak olarak beraberlerinde getirilirdi. Mutfaklarımızda kızartmalarımıza yardımcı olan “Jet Izgara”larımız vardı. Günümüzdeki ölçüde kullanılmayan zeytinyağı yerine, o sıralarda “Unilever” firmasınca piyasaya sürülen nebati “Vita”yağları yemeklerde, “Sana”yağları ise kahvaltılarda, ucuzlukları nedeniyle yeğlenirlerdi.

Necip Akar’ın ürettiği “Puro” sabunu, “Radyolin” dişmacunu ile “Fay” temizlik tozu adeta piyasanın monopolü idiler. “Puro” traş sabunu ile “Nacet” ve “Job” jiletleri, Eyüp Sabri Tuncer’in limon ve Rebul’un lavanda kolonyaları erkeklerin başlıca traş malzemeleriydi. Çift pervaneli(!) “Philips” traş makineleri ile yeni yeni tanışılıyordu. Özellikle ergenleşen erkek çocuklar saçlarını “Necipbey Briyantini” ile şekillendirirlerdi. Kadınlar arka ortadan dikişli “Vog” ya da “Bali” naylon çorapları giyerler(Jill çok daha sonra ortaya çıkacaktır), kaçan çoraplarını çektirirlerdi. Bir çift naylon çorabın ya da bir paket “Chewing Gum” cikletin, o yılların Demirperde Ülkeleri’nde neler sağladığı, erkekler arasında hararetli konuşmalara konu olurdu. Erkek gömleklerinin yakalarını dik tutmak için balina takılırdı. Yalnızca “yakalara balina” ya da “kola-bele lastik” satan işportacılar vardı. Delinen erkek çorapları hemen atılmaz, ahşap ya da mermer yumurtalara geçirilerek, yamanırdı. Kumaşları ya da kilim dokutmak için oluşturulan palaları boyamada “Viktoria kumaş boyaları” kullanılırdı. Kadınlar “Ören Bayan” marka iplikle kanaviçe işlerlerdi. İplik makaraları ve çamaşır mandalları tahtadandı.

Genellikle sobalarla ya da kuzinelerle ısınılırdı. Sobaların gözde markası “Şakir Zümre” idi. Bu sobalar boyutlarına göre numaralandırılmıştı. Sobanın altına konulan sehpası ve onun da üzerine serildiği muşambası olurdu. Kömür, kovasından maşası ve küreği yardımıyla boşaltılırdı. Maltız, özellikle bahçelerde leğende çamaşır yıkamada kullanılan bir başka ısıtıcıydı. Dışarıda yakılan bakır mangallar iyice kızışmadan içeri alınmaz, yatarken söndürülüp dışarı çıkarılırdı. Elektrikli ütülerin öncesinde içlerine mangal kömürü konularak ısıtılan kömür ütüleri vardı. Kahveler ve karabiberler, tane olarak satın alınır, özel değirmenlerinde evde çekilirdi.

Çocuklar tuvalete oturaklı iskemlelerde alıştırılırlar, salıncak ya da beşikte uyutulurlardı. Özellikle çocuklara dadanan haşereleri yok etmek için özel flitlere doldurulan “DDT” ilacı odalara püskürtülür, ya da “Alman malı Jakotin” yakılırdı.

 

Henüz elektriği olmayan evler vardı. Onlar gelir durumlarına göre gaz lambası, gemici feneri ya da lüks lambası ile aydınlanırlar, kısa süreli aydınlanmalar şamdanlara dikilen mumlarla idare edilirdi. Kömürlü semaver daha çok pikniklere götürülür, daha sonra icat edilen “Garanti” markalı elektrikli semaver evlerde kullanılırdı. Yatılı konuk geldiğinde ev sahipleri kendi karyolalarını onlara bırakıp kendileri somyalarda ya da yer yataklarında yatarlardı. Yorgan, mitil ve şilteler mevsimine göre pamuk ya da yün ile doldurulur, yılda bir kez hallaçlarca havalandırılırdı. Tahta yemek masalarının üzerine naylon ya da muşamba masa örtüleri yayılır, konuklara ayrıca işlemeli bez sofra örtüleri serilirdi. Bazı aileler masa yerine altına yaydıkları örtüyü dizlerinin üzerine aşırdıkları ahşap, yuvarlak yer sofralarında yemek yerlerdi.

Her türlü gıda ile diğer gereksinim maddelerini bulunduran mahalle bakkalları, metal gramları olan kefeli teraziler ve “dara”lar kullanırlar, sıvı ürünleri litrelerle ölçerlerdi. El terazileri daha çok Pazar satıcıları ile “küfeli seyyar zerzevatçı”ların ölçekleriydi. Bugünkü gibi poşet ve kağıt savurganlığı olmadığından, hemen her şey kesekağıdına konulur, kesekağıtları da sicimden örülmüş filelere istiflenirdi. Temiz kalan kesekağıtları çöpe atılmaz, evlerin çocukları tarafından bakkal ve manavlara satılarak yeniden dönüşüme geçirilirlerdi.

Lambalı ve bataryalı radyolar, üzerleri dantelli örtülerle süslenerek evin başköşesine ya da özel duvar askılarına yerleştirilirlerdi. Taş plak çalan gramofonlar ile 78’lik(single) ve 33 1/3’lük(Long Play-LP) plak çalan pikaplar vardı(Teypler ile kasetçalarlar daha ortaya çıkmamıştı). Kurmalı çalar saatler ile duvar saatleri ve köstekli cep saatleri kullanılırdı. Kol saatlerinde metal bilezik devri başlamış, saat kayışlarının son demlerine gelinmişti. Başta “Siemens” marka olmak üzere çevirmeli siyah telefonlar, belki de hat bağlanması yıllarca sürdüğünden, henüz yaygınlaşmamıştı.

Yukarıda sıraladığım üzere, kimi teknolojik gelişmelere ayak uyduramayıp kullanımdan tamamen kaldırılan, kimi “mihrap” değişiklikleri ile yoluna devam etmeye çabalayan, kimi yerlerini kendilerinden daha işlevsel olanlara terk eden, kimi ise meraklılarınca halen tamir ettirilip yenilenerek ısrarla kullanılmakta olan; en az yarım yüzyıllık bu dostlarımızı anıp geçmişle avunmakla, gönüllerimizde buruk bir özlem yaratabilmiş olmayı umuyorum.

SAVAŞ SÖNMEZ

3 Mayıs 2017

Reklam
Bu yazı 2121 defa okunmuştur .

Son Yazılar