Sokak Özgürlük mü?
Reklam
  • Reklam
MİNA TANSEL

MİNA TANSEL

Köşe Kapmaca

Sokak Özgürlük mü?

25 Şubat 2021 - 21:59 - Güncelleme: 25 Şubat 2021 - 22:09

Bugünkü köşenin esin kaynağı bir belgesel film…

Günümüz gençlerinin “eski mi eski” bulacakları bir Özgürlük şiiriyle gireyim söze. Cahit Külebi’nin tâ 1946’dan önce - İkinci Dünya Savaşı yıllarında- yazdığı bir şiirinin başlangıç dizeleriyle:

Eğer kuvvetim yetse benim

Rıhtıma koşarım yalnayak.

Halatlarını bütün gemilerin

Bıçağımla keserim.

Gemiler açılır sallanarak,

Ben de artlarından bakarak

Gülerim,

Bütün kuvvetimle bağırarak.

Azat olun gemilerim, azat olun gemilerim!


Özgürlük ve tutsaklık kavramları insanlık kadar eski olsa gerek. Spartaküs’ün öyküsü, onu konu alan Hollywood filminin etkisiyle, daha çocukluktan belleğime kazınmıştı. Oysa, bireysel özgürlük kavramı, Batı’da çok sonra -17. yüzyılda- kullanılmaya başlamış. Özgürlük kavramının yaygınlaşması ise Fransız Devrimi’yle oluyor… Robespierre’in ünlü sözünü hâlâ duyarız: “Özgürlüğün sırrı insanları eğitmekten geçer, tiranlığınki ise onları cahil bırakmaktan…”

Günümüz Batı toplumlarının “eğitimli” bireylerinin, kamu sağlığını korumak amacıyla özgürlüklerinin -başta “sokağa çıkma özgürlüğü” olmak üzere- kısıtlanmasını öfkeyle karşıladıklarını, giderek yer yer kıyamet kopardıklarını görüyoruz.

Oysa, bugünün teknolojik koşullarında, evden çıkmak yasaklansa da sevdiklerini ekranda bile olsa görerek konuşma; dünyanın herhangi bir kentinin sokaklarında sanal da olsa gezinme; sayısal ortamın olanaklarından yararlanarak bir konseri, baleyi izleyebilme; ilgisini çeken konularda konferansa katılabilme olanağını bulanlara ne mutlu!... Ya ekmek parası için her gün hastalıklı ortamlara çıkmak zorunda kalanlar?... Evinde ısınamayanlar?... Teknolojinin yararlarından habersiz olanlar?... Dahası, ya evsiz olanlar?...

Evdeki ekranlarda sayısız sinema filmi ve belgesel izleme şansı bulduğumuz şu günlerde, evde kapalı (kısıtlı) olma üzerine çekilmiş birkaç belgesele rastladım. İçlerinde, Julien Goudichaud’nun çektiği Confinés Dehors (Dışarıda Kapalı) en etkileyici bulduğum belgeseldi. Goudichaud adını ilk kez bu filmle duydum. “Toplumun görmek istemedikleri” ile “topluma görünmek istemeyenler”in filmlerini yaptığını okudum sonra. Bu belgesele de hem yönetmen, hem görüntü yönetmeni, hem de kurgusunu yapan kişi olarak imza atmış.

Filmin oluşumunu şöyle anlatıyor: 2020’de bütün dünyanın evlere kapandığı o günlerden birinde Paris’teki evinde çok bunalmış, geceyarısından sonra kendini sokağa atmış. Işıl ışıl ama bomboş sokaklarda yürürken bir kıpırtı görmüş: yerlere eğilmiş bir adam… Yanına yaklaşmış, sormuş: “Bir sorununuz mu var?” “Yok” demiş adam, “bozuk para arıyorum.” Paris kahvelerinin “teras” denilen kaldırımlarındaki masalarda oturanların ya da orada hesap alan garsonların yerlere düşürdükleri, oradan da ızgaraların arasından aşağıya düşen bozukluklarla geçiniyormuş adam. Kahvelerin, lokantaların kapandığı ortamda onun da geçim kaynağı kurumuş.

Bu öyküyü duyunca hemen eve koşup kamerasını alan yönetmen, unutulmaz bir belgesel çekmeye başlamış: Paris sokaklarındaki evsizleri, kapanacak evi olmayanları anlatmış. 24 dakikalık film, bu yıl Clermont- Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali’nde İzleyici Ödülü’ne değer bulunmuş.

Öteki”ni farketmek, görmek… Sanatçı duyarlılığı bunu gerektirmez mi?

Mahpushanede yatanlar var bir de… “Düşünce suçu”ndan ya da yasalardan “düşünce suçu” kalktıktan sonra bile düşüncelerinden ötürü yıllarca yatan… Ahmet Arif’in dizeleriyle bitsin bu yazı:

Akşam erken iner mahpusâneye.

Ejderha olsan kâr etmez.

Ne kavgada ustalığın,

Ne de çatal yürek civan oluşun.

Kâr etmez, inceden içine dolan,

Alıp götüren hasrete.


Akşam erken iner mahpusâneye.

İner, yedi kol demiri,

Yedi kapıya.

Birden, ağlamaklı olur bahçe.

Karşıda, duvar dibinde,

Üç dal gece sefâsı,

Üç kök hercaî menekşe…

 

Aynı korkunç sevdâdadır

Gökte bulut, dalda kaysı.

Başlar koymaya hapislik.

Karanlık can sıkıntısı…

Kürdün Gelini’ni söyler maltada biri

Bense volta’dayım ranza dibinde

Ve hep olmayacak şeyler kurarım,

Gülünç, acemi, çocuksu…

 

Vurulsam kaybolsam derim,

Çırılçıplak, bir kavgada.

Erkekçe olsun, isterim,

Dostluk da, düşmanlık da.

Hiçbiri olmaz halbuki,

Geçer süngüler namluya.

Başlar gece devriyesi jandarmaların…

 

Hırsla çakarım kibriti,

İlk nefeste yarılanır cıgaram,

Bir duman alırım, dolu,

Bir duman, kendimi öldüresiye.

Biliyorum, “sen de mi?” diyeceksin,

Ama akşam erken iniyor mahpusâneye.

Ve dışarda delikanlı bir bahar,

Seviyorum seni,

Çıldırasıya...

Mina Tansel

25 Şubat 2021, Ankara

Reklam
Bu yazı 1857 defa okunmuştur .

Son Yazılar