Posta Caddesi'nin Dört Meyhanesi
Reklam
SAVAŞ SÖNMEZ

SAVAŞ SÖNMEZ

Geçmişe Özlem

Posta Caddesi'nin Dört Meyhanesi

12 Mart 2022 - 14:12 - Güncelleme: 12 Mart 2022 - 14:32

Karıştırdığım pek çok anı kitabında Kürdün Meyhanesi ile Şükran Lokantası’nın yerleri tam olarak saptanamamış. “Posta Caddesi’ne girildiğinde soldaki ilk bina”, “Caddenin sol tarafı”, “Onun hemen yanı başında”, gibi tarifler var. Kimileri birinin, kimileri diğerinin önce geldiğini anımsıyorlar. 1950 öncesinde oralarda yaşadığım için nerede olduklarını hep merak ediyorum. 2019 başlarında caddeye ilişkin olarak yaptığım bir araştırma(*) bu merakımı gideriyor, meyhanelerin yerlerini tam olarak belirliyorum.

Atatürk Bulvarı’ndan Posta Caddesi’ne girişin solundaki Akbank’tan sonra soldaki ilk bina 5 kapı numaralı Kudret Han.

Kudret Han’ın 1928 doğumlu sahibi Abbas Yüzbaşıoğlu yaptığımız söyleşide, binanın sol girişinde bugün Kars Tandır Ekmeği’nin bulunduğu dükkânın bir zamanların Acemin Meyhanesi de denilen ve ticari adı Yeni Hayat Lokantası olan, ressam Fahir Aksoy’un aynı adla kitap yazdığı ünlü Kürdün Meyhanesi olduğunu doğruluyor. Aşağıda tekrar değineceğimiz üzere, Kudret Han’ın sağ girişinde Ulus Simit Cafe-Fırın’ın terk etmesiyle bugün için boş olan dükkân da Şükran Lokantası. Abbas Yüzbaşıoğlu aynı görüşmemizde, o sırada Ankara’da çokça bulunan Macarlar tarafından 1926’da inşa edilen bu binayı babası Ali Rıza Yüzbaşıoğlu’nun, 1928’de 28 altına satın aldığını, satın alma öncesinde bu binada Cihan Palas’ın sahipleriyle birlikte kiracı olarak da oturduklarını söylüyor. Kürdün Meyhanesi, Feridun Büyükyıldız’ın saptamalarına göre 1944-1960 , Nuray Bayraktar’a göre ise 1944-1962 arasında var olmuş. Ressam Fahir Aksoy, Turgut Zaim’in bazı meyhane tiplerini de resimlediği kitabının çeşitli sayfalarında, meyhanenin çoğunluğu sol eğilimli ve genellikle “edebiyatçı-ressam-gazeteci-tiyatrocu-yazar-müzisyen gibi müdavimlerini; Çetin Altan, Cüneyt Arcayürek, Şinasi Nahit Berker, Suat Derviş, Ceyhun Atuf Kansu, Ömer Üçüncü, Şakir Ziya Karaçay, Cihat Burak, Orhan Veli, Bülent Akyol, İlhan Tarus, Mehmet Kemal, İlhan Berk, Nusret Hızır, Orhan Peker, Nurullah Ataç, Fikret Otyam, Suphi Taşhan, Fethi Giray, Sururi Taylan, Rasih Güran, Haşmet Akal, Cahit Akbay, Ziya Şav, Mübin Orhon, Hüseyin Şehsuvar, Zühtü Berkman, Montör Sabri, Mühendis Galip ve Kıvırcık Fuat” olarak sıralıyor. Bu isimlerin bir kısmı, Posta Caddesi’nin Sanayi Caddesi ile kesiştiği köşede yer alan, yine Yüzbaşıoğlu ailesinin sahibi olduğu Yüzbaşıoğlu Han’ın orta katındaki ünlü “Tercüme Bürosu”nda çalışıyorlar. Bunların yanı sıra ayın ilk günlerinde felekten gün çalan küçük memurlar, halktan kişiler ve solcuları izleyen sivil polisler de müşteriler arasındadır. Altan Öymen, Orhan Veli’nin çıkardığı Yaprak Dergisi’nin bazı işlerini meyhaneden ve hemen karşı sıradaki postaneden kiraladığı posta kutusundan yönettiğini hatırlıyor. Mehmet Kemal, meyhanenin Kafkas ya da Azerbaycan kökenli şaka sever sahibi Mehmet Özdilli’nin şiveli konuşmasından ötürü hem Kürdün Meyhanesi, hem de Acemin Yeri olarak adlandırıldığını yazıyor. Abdestinde, namazında görünen garson “Kambur Hafız”ın müşteriler için veresiye defteri tuttuğunu ve takip ettiğini ekliyor. Diğer garson Mustafa ise “Tralambos” lakabını, Ankara’da yeni çalışmaya başlayan troleybüslerden alıyor. Meyhanenin kapanma saati yaklaşırken, “Tralambos kalkıyor !”diye ünlemesi, hesapların ödenme zamanının geldiğine işaret ediyor.

Şükran Lokantası’nın yeri, taradığım anı kitaplarında, “Yeni Hayat’ın yanı başı”, “Park Oteli geçince Posta Caddesi’nin sol kanadı”, “Acemin Yeri’nin 20-30 metre sonrası”, “Park Otelin hemen sonrası” olarak veriliyor.

Kudret Han’ın maliki 1928 doğumlu Abbas Yüzbaşıoğlu Şükran Lokantası’nın, hanın zemin girişinde görüşme tarihimiz itibariyle bir önceki kiracısı Ulus Simit Cafe-Fırın’dan boşaltılmış olan sağdaki daire olduğunu söylüyor. Böylece Şükran Lokantası’nın anılarda türlü biçimlerde tariflenen yerini, bina sahibinin belleğinden saptamış oluyorum. Başta Cahit Sıtkı Tarancı olmak üzere, Orhan Veli Kanık, Cahit Külebi, Necati Cumalı, Ahmet Muhip Dıranas, müsteciri [kiracı işletecisi] Salih Çelebi olan lokantanın müşterileri arasında yer alıyorlar. Kumaşlı Terzi Güneş Usta, Kürdün ve Palabıyık’ın meyhanelerine göre daha üst düzeyde olan Şükran Lokantası’na yazarların, sanatçıların, gazetecilerin yanı sıra adliyeden hakim ve savcıların, avukatların, Tercüme Bürosu çalışanlarının, civardaki bankaların memurlarının geldiğini söylüyor. Şinasi Özdenoğlu, patron Salih beyin tezgâhta hiç konuşmadan oturup giren-çıkanı göz hapsinde tuttuğunu, aralarda tezgâhın altından çıkardığı kadehini gizlice yudumladığını, bir gün buluştukları Cahit Sıtkı’nın cebinden çıkardığı kağıda el yazısıyla yazılmış “Otuz beş Yaş” şiirini bu lokantada kendisine okuduğunu anlatıyor . Altan Öymen de Cahit Sıtkı’nın, lokantanın sokağa bakan camekânının dibindeki masaya erkenden gelip tek başına oturduğunu, bir yandan önündeki Türkçe ve Fransızca dergi ve gazetelere göz atarken, bir yandan da kadehi ve mezeleriyle meşgul olduğunu hatırlıyor.

Bugün altında TAPİ Tavuk ve Piliç Restoranın bulunduğu 23 numaralı Yusuf Hikmet Apartmanı’nın altı bir zamanların ünlü Palabıyığın Meyhanesi. Turan Tanyer meyhanenin adını Arnavut asıllı sahibi Aslan Baba’nın heybetli bıyıklarından aldığını, şair Niyazi Akıncıoğlu ve yine Arnavut asıllı şair Celal Vardar’ın meyhanenin müdavimlerinden olduğunu yazıyor. Bu meyhane, Büyük Palabıyık ya da Rakılı Palabıyık olarak da adlandırılıyor.

Posta Caddesi’nde bir Palabıyık daha var. O da karşı kaldırımda bugün İNTİKOŞ AŞ’nin bulunduğu yerdeki Küçük Palabıyık ya da Şaraplı Palabıyık. TAPİ adlı şimdiki mekânın sahibi 1954 doğumlu Mahmut Yılmaz, Susam Sokak’ta Hallaç Mahmut Mescidi karşısında ve eski Avrupa Oteli’nin altında 1943’ten beri açık olan Üçel Tavukçusu’nun da kendilerine ait olduğunu, çok küçük yaşlarından beri çalışmakta olduğu bu yöreyi iyi tanıdığını, 1997 yılında açtığı TAPİ’nin edinilmesinden önce bir süre boş beklediğini, daha öncesinde ise bir hırdavatçı tarafından kullanıldığını, meyhanenin, onun da öncesinde kapanmış olabileceğini anlatıyor. Ahmet Soytürk meyhanenin sahibinin Kemal, Yunus ve Yusuf adlı üç oğlundan en küçüğü olan Yusuf’un arkadaşı olduğunu, meyhanenin 1988 civarında kapandığını söylüyor. Karşıdaki aynı adlı meyhanenin yerini 1983’te satın alıp, 1985’te kendi işyerine çeviren 1966 doğumlu Mehmet Ali Ohri ise bu meyhanenin 1985’ten bir-iki yıl sonraki polisiye bir olayı takiben kapandığını anımsıyor. Akademisyen mimar Ersin Arısoy’un anılarından, ODTÜ öğrencisi olduğu 1960’lı yıllarda, kesesine uygun olan Palabıyığın Meyhanesi’ne gittiğini, garson Selahattin’in önerisiyle peynirli omlet-bol sirkeli çiroz salatası-kıvırcık salata eşliğinde votka-bira içtiğini, meyhaneye hemen her gidişinde Atatürk büstleri satan gezgin bir satıcıya rastladığını, meyhanenin alçak yapısının yıkılmasıyla yerine çok katlı bir bina çıkıldığını öğreniyoruz. Kevork Güneş de meyhaneye hayli gitmişlerden. Susam Sokağı’ndaki Köfteci Rıza Baba Lokantasında, Artin ve Zaven ile birlikte, köfte ve piyaz eşliğinde bir ufak rakı içtiklerinde 12,5 lira ödediklerini, bu rakamın Palabıyık’da da aşağı yukarı aynı olduğunu söylüyor.

Sanayi Caddesi’ni geçtikten sonra ilk bina 8 numaralı Şavban Han. Han’ın bugünkü zemin kat dükkânlarını, giriş kapısının sağındaki Gül Kebap-Başkent Eczanesi-Turkcell üçlüsü ile solundaki İntikoş ve Yalçın Reklam oluşturuyorlar. İntikoş İnş. ve Tic. Koll. Şti.nin sahibi 1966 doğumlu Mehmet Ali Ohri, Posta Caddesi’nin ünlü meyhanelerinden Palabıyık’ın yerini (Palabıyığın Meyhanesi) 1983’te satın aldığını, 1985’te Sanayi Caddesi’ndeki işyerini meyhaneden boşalan yere taşıdığını, Palabıyık’ın diğer meyhanesinin karşı kaldırımda bugünkü Yusuf Hikmet Apartmanı’nın altında TAPİ Tavuk Piliç Restoranın olduğu yere rastladığını, bu işyerine taşınmalarından 1-2 yıl kadar sonra onun da kapandığını söylüyor. Palabıyık’ın her iki meyhanesini de bilenlerden Kevork Güneş ve Altan Öymen, karşı kaldırımdaki Büyük Palabıyık’ın rakı içilen, Küçük Palabıyık olarak da adlandırılan bu mekânın ise daha çok sarı leblebi eşliğinde ucuz şarap içilen ve ayın sonlarında Karpiçʼe ya da Şükranʼa gidilemediğinde zorunlu olarak başvurulan bir koltuk meyhanesi olduğunu vurguluyorlar. Hamza Özbeyoğlu küçüklüğünde bir kez uğradığı bu meyhanede, müdavimlerin ceplerinde getirdikleri leblebiyi ve kırmızı boyalı haşlanmış yumurta ile siyah turpu çakılarıyla dilimleyip birbirlerine ikram dahi ettiklerini, sadece ucuz şarabı meyhaneden aldıklarına tanık oluyor.

Posta Caddesi ile geçmiş tanışıklığım 1950’lerin öncesine dayansa da, yaşım tutmadığı için bu önemli meyhane ve lokantalarla ne yazık ki tanışamadım. Ancak, babamın ısmarlama çizmelerini yaptırmış olabileceğini sandığım, hemen bitişiğinde şimdi Yalçın Reklam’ın olduğu yerdeki “Yapar Saraç”ın, kapısının üstüne ve caddeye diklemesine yerleştirilmiş “engel atlayan bir atlı”lı tabelasını ve vitrinindeki “ahşap bacağa geçirilmiş siyah çizme”yi hatırlıyorum. Sanırım, meyhane bu saraciyeye bitişik olduğu için aynı anda gözüm onun vitrinine de kaymış olabilir. Zira onun vitrininin yarı yüksekliğinin alt kesiminde yer alan beyaz tül perdelerin ardını merak ediyor, ama ne olduğunu bir türlü göremiyor ve pek anlayamıyorum.

SAVAŞ SÖNMEZ

12 Mart 2022, Ankara

 

(*) Sönmez, S. “Bir Zamanlar Posta Caddesi”, VEKAM Ankara Araştırmaları Dergisi, cilt:7, sayı:1, Haziran 2019, ss. 257-281 Meraklısının kolayca ulaşabileceği bu incelememde hayli geniş olan kaynakçayı, burada ayrıca sıralamıyorum.

Bu yazı 1555 defa okunmuştur .

Son Yazılar