Zamanımızın En Büyüleyici Piyanisti Evgeny Grinko
Reklam
  • Reklam
PINAR AYDIN O'DWYER

PINAR AYDIN O'DWYER

Sahne Gözlemleri

Zamanımızın En Büyüleyici Piyanisti Evgeny Grinko

17 Aralık 2018 - 17:13 - Güncelleme: 18 Aralık 2018 - 23:13

Evgeny Grinko kimdir hiçbir fikri olmayan cahil ve yaşlı bir kadınım ben! Bugüne kadar hiç böyle bir müzik dinlememişim, anlaşılan kitleleri peşinden sürükleyen bu sanatın farkında değilmişim. Benim için varsa yoksa operadır, baledir derken, meğer ne çok şey ıskalamışım hayatta.

Evgeny Grinko genç bir Rus sanatçı. Piyano, gitar ve bateri çalıyor, beste yapıyor. Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de çok iyi tanınıyor(muş!). Ülkemize defalarca gelmiş olan sanatçı ve grubu Ankara, Antalya, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Konya, Mersin, Samsun ve Trabzon'da kapalı gişe konserler veren Grinko'nun Türkiye'ye karşı özel bir ilgisi var; Silent Like Water adlı albümünün kayıtlarını İstanbul'da yapmış.

Grinko’yu tanımak için önce Ekşi Sözlük’e bakmak lazım:

Rus sanatçı. Bir kaç Rus band ile beraber çalmış davulcu olarak. Şu an klasik, minimalist müziklere imza atıyor. Tam olmasa da jazz'a da göz kırpan bir tarzı var. Bir arkadaşım sayesinde tanıştım. Cinematic Melodies isimli, insanı düşsel yolculuğa çıkaran albümünü tüm insanlığa tavsiye ediyorum.”

Bohem hayat tarzı ve müzisyen kimliğiyle fenomen. Âşık olunacak tek Rus erkek.”

Valse adlı parçasını dinlerken sanki biri kalbimi bıçaklıyormuş ama bir yandan da hayatımın en huzurlu gününü yaşıyormuşum gibi hissettim. Çok güzel çalmış, dedirtti. Sanki hafif bir Yann Tiersen havası var bu adamda.

Evgeny Grinko şarkıları insana kendini boşlukta hissediyor sanki. Özellikle bir iş yaparken inanılmaz kafam rahatlıyor. Aynı şarkı bazen hüzün hissiyatı verip, bazen de ruhu dinlendiriyor. Valse en bilineni olsa da benim favorim Field. Muazzam.” 

Hüznü notalara dökmüşler, adını Valse koymuşlar.”

Bu nasıl bir vals arkadaş! Soru cümlesi gibi duruyor ama soru cümlesi değil, haykırış bu sevgili okuyucu. İnsan acıları ile vals mi yapar, hayal kırıklarıyla ritim mi tutar, arkadaki akordeon insanın kaburgalarını bu kadar mı iyi titretir... Çok şahane bir vals. Klasik dönem bestecilerinin valslerine çok şahane bir alternatif, çok şahane bir "yeni" yorumu...”

Yolculuklarda kapatın gözlerinizi Grinko çalsın, siz dinleyin. Sonra bir an kırmızı dekorların ve loş ışıkların olduğu kapalı bir salonda canlı dinlediğinizi düşünün. Ayağa kalkıp alkışlama isteği duyabilirsiniz, saatlerce sürmesini istediğiniz bir konserdeymişçesine mest olursunuz. Konserdeki kalabalığı ve coşkuyu hissedersiniz. sonra birden gözlerinizi açtığınızda kalabalık ve kavgalı-coşkulu bir halk otobüsünde olduğunuzu anlarsınız. yanınızda, karşınızda oturan şişman kadınlar, bağıran insanlar, Akbil’i kaybolanlar, ayağa kalkmış milleti azarlayan yarışçı şoför, arka kapıya sıkışan suratında kapı izi çıkmış orta yaşlı adamlar, kalabalıktan kucağındaki bebeği liselinin sırt çantasına koyan anneler, oğlunu kaybeden babalar, zombiler ve diğer birtakım olağanüstü şeyler ile karşılaşırsınız.”

Bunca sevilen Grinko müziğe erken yaşlarda başlamış, ilk bestesini 16 yaşındayken yapmış. O yaşlarda punk müzikle ilgilenirken çoğu sanatçının tersine büyüdükçe piyano ve klasik müzikle ilgilenir olmuş. Böylece klasik müziğin çağdaş tınılı yalın klasik müzikleri doğmuş. Çağdaş tını derken anlattığı olay ve duyguları kastediyorum. Örneğin Kuzey Ukrayna’da bulunan ve Çernobil Nükleer Santrali çalışanları için inşa edilen Pripyat şehrini anlatan Morning in Pripyat adlı şarkısı son derece etkileyici, bir sis perdesinin ardından olayları anlatıyor gibi. İnsanın gözünün önüne Milcho Manchevski‘nin 1994 yapımı Before the Rain (Yağmurdan Önce) adlı filmdeki, ancak sis inince keskin nişancılara hedef olmadan sokağa çıkabilen ve ev dışında şarkı söyleyebilen çocuk korosu görüntüleri geliyor. Figüratif müziğin içinde yalın tematik tını dinleyenin hayal kurabilmesini sağlıyor. Hayal kurdurabilmek sanatçının insan ruhuna ulaşmayı başarmasının sırrı; Evgeny Grinko işte bunu başarıyor.

Grinko hep yeni teknikler ve tınılar peşinde olan bir sanatçı. Yalın melodiler, değişik formlardaki (emprovize post-rock, caz vb) bestelerine elektro-akustik ses teknikleri ve aydınlatma yöntemleri de eklenince izleyici yepyeni bir mecrada yepyeni bir maceraya çıkmış oluyor. Esasen anlatmak istediği olaylar ve vermek istediği duygular zaten izleyiciye yabancı değil. Toplumsal olay ve duyguları aktarıyor. Ama bunu yaparken yalın bir yaklaşım kullandığı için izleyici hayal kurabiliyor, zaten başarısı da burada yatıyor.

11 Aralık 2018 tarihinde MEB Şura salonundaki konserde iki keman, bir viyola, bir viyolonsel, bir akordeondan oluşan müzisyenlerle beraber, Grinko piyano, gitar ve bateri çaldı. Alışıldık uygulamadan farklı olarak konserin basılı bir programı yoktu. Olmasına da gerek yokmuş besbelli, çünkü her parçanın daha ilk notasında izleyiciler ne çalacağını anlıyordu. Bense her parçada “aa ben bu parçayı tanıyorum, hangi Fransız veya Polonya filmdeydi” diye düşünmeye başlıyordum. Önce aklıma Yann Tiersen’in (Ekşi Sözlük’te de aynı şey yazılmış) bestelerini yaptığı Amélie adlı film (yönetmen Jean-Pierre Jenuet, 2001), ardından George Winston müzikleri (örneğin December) düştü. Sonra gözümün önüne alçak uçuşla çekilmiş ovalar, akarsular, yarlar ve dalgalı deniz manzaraları geldi. Derken kendimi bir film senaryosu hayal ederken-yazarken buldum. Kadın ile adam birbirlerinden ayrılmıştır ama yine beraber olmak istemektedirler. Bunu birbirlerine söylemek için sokakta birbirlerini arar ve karşılaşırlar ama birbirlerini görmeden geçip giderler. Veya birbirlerinin yüzünü aralarından geçen trenin camından görürler. Gözlerinde yaş vardır ama gördükleri aslında gözyaşı değil, tren penceresinin camındaki yağmur damlalarıdır, vb…

Sonu olmayan ya da soru cümlesi misali sonu havada kalan melodiler (Ekşi Sözlük’te yazıldığı gibi) izleyene o kadar çok soru sorduruyor ki insanın kendi yaşamını sorgulamamasına imkân yok. Grinko’nun hayran olduğu felsefeci Slavoj Žižek kadar olunmasa da insanın kendisine ve doğaya verdiği zararları düşündürmek, “nereden gelip nereye gidiyorum” diye düşünmemek imkânsız.

Konserin seyircisinden de söz etmek gerekli. Çok farklı kesimlerden özellikle gençlerden oluşan hınca hınç dolu Şura salonunda konser boyunca cep telefonuyla fotoğraf çekmeyen yoktu. İnanın rahatsız edici de değildi. Ellerdeki telefonlara rağmen yine de her parçanın başında ve sonunda alkış patlaması yaşandı. Konserin sonunda Grinko gurubuyla sahnenin önüne gelip seyirciye arkasını dönerek selfie biçimi fotoğraf çektirdi. Bu karede var olmak duygusu seyirciyi daha da coşturdu, mutlu kıldı. Sonra herkes dinginleşmiş-olgunlaşmış bir biçimde Grinko’nun parçalarının sonu misali su gibi akıp konser öncesi zorlukla girdiği salonu sakince terk etti.

Evgeny Grinko “gözlerinizi hayata kapatmak yerine çevrenizde gördüklerinize sanatımla anlam verin” diyor. Buğulu şekilde anlattığı acı gerçeklerde herkesin kendine ait ya da kendine dair bir gerçeği olduğunu olduğu hatırlatıyor. Ama Grinko’nun müziğiyle bu zor dünyada artık kimse yalnız başına değil.

Pınar Aydın O’Dwyer

17 Aralık 2018

Fotoğraflar: Dilan Karayünlü

Albümleri: Cinematic Melodies (2009), Ice for Aureliano (2014), Silent Like Water (2015), Sail on the Roof (2015), Winter Sunshine (2015), Outtakes (2018), Tiny Mouse Tales (2018).

En tanınmış şarkıları: Valse (YouTube'da 10.000.000'dan fazla görüntülenme rekoru kırmış),Once Upon a Time, Faulkner's Sleep, Field, Jane Maryam, Epilogue, Winter Sunshine.

 

Bu yazı 4781 defa okunmuştur .

Son Yazılar